TÜRKİYE EKONOMİSİNİN KIRILGAN AYNASI
Değerli okurlar merhaba
Türkiye ekonomisi uzun zamandır yüksek potansiyelle yüksek kırılganlık arasındaki ince çizgide ilerliyor. Büyüme rakamları zaman zaman umut verse de, bu büyümenin sürdürülebilirliği tartışmalı. Çünkü ekonominin çarkları büyük ölçüde dış kaynağa, borçlanmaya ve sıcak para girişlerine bağlı. 2024 sonunda Türkiye’nin dış borcu 506 milyar dolara yükselirken, bunun milli gelire oranı %45’in üzerine çıktı. Cari açık ise hâlâ kronik bir sorun: 2023’te 45 milyar dolara yaklaşan açık, 2024’te 30 milyar dolara inse de, yapısal bir düzelmeye değil, geçici faktörlere bağlı oldu.Yani kuyunun suyu hâlâ başka dağlardan gelen derelere bağlı.
Şimdi bu kırılganlığa dair bir kıssadan hisse ile devam edelim.
Bir köyde zenginliğiyle övünen bir tüccar varmış. Elindeki altınlarla sürekli yeni mallar alır, görkemli sofralar kurar, herkese bolluğundan bahsedermiş. Fakat köyün bilge ihtiyarı bir gün ona şöyle demiş:
“Evladım, kuyunun suyu başka dağlardan gelen derelere bağlıysa, o su sana ait değildir. Bir gün dağdan taş düşer, dere kurur, kuyun da boşalır. Asıl zenginlik, kendi bahçende açtığın kuyudur.”
Bugün Türkiye’nin hikâyesi de işte bu tüccarın hikâyesine benziyor. Dış borç ve yabancı sermayeyle büyüyen ekonomi, bir süreliğine gösterişli sofralar kurabiliyor; fakat kalıcı olmayan bir bolluk, en ufak küresel sarsıntıda kuruyan bir kuyuya dönüşüyor.
Üstelik içeride enflasyon baskısı güveni zedeliyor. TÜİK verilerine göre tüketici enflasyonu 2024 sonunda %64’e dayanırken, bağımsız ölçümlerde bu oran %100’ün üzerinde hissedildi. Yüksek enflasyon sadece alım gücünü eritmekle kalmıyor; aynı zamanda yatırımcı için öngörülemez bir ortam yaratıyor. Nitekim 2024’te Türkiye’ye giren doğrudan yabancı yatırım sadece 6,5 milyar dolar oldu; bu rakam 2007’deki 22 milyar dolarlık girişin üçte biri bile değil.
Eğitimden hukuka, teknolojiden üretim verimliliğine kadar ertelenen reformlar bu kırılganlığı daha da derinleştiriyor. Dünya Bankası verilerine göre Türkiye’nin toplam faktör verimliliği artışı son on yılda neredeyse sıfırlandı. Yani büyüme büyük ölçüde kredi genişlemesine ve tüketim harcamalarına yaslanıyor. Bu ise kuyunun dibine biraz daha taş yığmak gibi; suyu artırmıyor, sadece kuyunun boşluğunu gizliyor.
Oysa Türkiye’nin potansiyeli yüksek. Genç nüfus, stratejik coğrafya ve girişimcilik ruhu en büyük sermaye. Eğer kalıcı reformlarla içeride güven tesis edilir, hukuk devleti güçlendirilir ve teknoloji odaklı üretim öne çıkarılırsa, ülke kendi kuyusunu kazabilir. Yani yabancı sermayeye muhtaç olmadan da suyun akabileceğini gösterebilir.
Aksi halde, tıpkı o köydeki tüccar gibi, sofranın görkemi bir gün kaybolacak ve geriye sadece boş bir kuyu kalacaktır.
Hepinize umut dolu bir ülke ve mutlu yarınlar diliyorum.
















