EKONOMİYE SAVAŞIN GÖLGESİ DÜŞTÜ
Değerli okurlar, Türkiye’nin coğrafyası kaderdir derler. Bugün bu sözün ne anlama geldiğini bir kez daha hatırlıyoruz. Orta Doğu’da yükselen gerilim, artık sadece haritalar üzerinde tartışılan bir mesele değil; doğrudan bizim cebimize, mutfağımıza ve ekonomimizin dengesine dokunan bir gerçek.
Üstelik bu kez konuştuğumuz şey bir ihtimal değil. Giderek netleşen bir senaryo. Ve o senaryo, ekonomide zincirleme bir kırılmaya işaret ediyor.
Hikâye Hep Aynı Yerden Başlıyor: Enerji. Çünkü Türkiye’nin en kırılgan noktası enerji.
Dışa bağımlılığın bu kadar yüksek olduğu bir ekonomide, petrol fiyatlarının 100 doların üzerine yerleşmesi demek, sadece akaryakıt zamları anlamına gelmez. Bu, doğrudan maliyetlerin şişmesi, cari açığın büyümesi ve dengelerin bozulması demektir.
Peki bu ne anlama geliyor gelin birlikte bakalım; Bu tablo, enerji faturasına on milyarlarca dolarlık ek yük bindirir. Zaten hassas olan cari denge daha da zorlanır. Turizm tarafında olası bir yavaşlama ve taşımacılık maliyetlerindeki artış da eklenince tablo ağırlaşır. Bir yandan dövize ihtiyaç artar, diğer yandan girişler yavaşlar. İşte Ekonomide zincirleme reaksiyonlar tam da böyle başlar. Bu açığı nasıl finanse edeceğiz?
İlk akla gelen cevap belli: rezervler. Peki Rezervler: Güç mü, Zaman Kazanma Aracı mı?
Burada kritik olan rakamın büyüklüğü değil, ne kadar süre dayanabileceği. Çünkü sermaye akımlarının yavaşladığı, yatırımcının temkinli davrandığı bir ortamda rezerv kullanmak, çoğu zaman sadece zaman kazandırır. Üstelik bir de görünmeyen taraf var. Net hata ve noksan kalemindeki hareketler, çoğu zaman ekonominin arka planda ne yaşadığını fısıldar. Sessiz ama önemli bir sinyal verir.
Kafanızı daha fazla karıştırmadan konuyu şöyle anlatayım; Enerji maliyetleri artar, kur baskı altında kalır ve üretim maliyetleri yükselirse, enflasyonun yeniden hızlanması kaçınılmazdır. Enflasyon konusuna hiç girmeyeceğim zira hepimiz enflasyon ve sonuçları konusunda uzmanlaştık diye düşünüyorum.
Ama bu defa asıl risk enflasyon değil maalesef Stagflasyon..
Peki stagflasyon nedir? Eğer aynı anda büyüme yavaşlar, işsizlik artar ve şirketler zorlanmaya başlarsa, ortaya çıkan tablo çok daha ağır olur. İşte bunun adı stagflasyon ve maalesef ekonomiye etkileri itibariyle enflasyondan çok daha tehlikeli bir durum.
Stagflasyon dönemine ekonomi yönetimi kolay bir tercih yapmaz: Faizi artırmak mı, kuru serbest bırakmak mı? Her iki seçenek de bedel içerir. Ama kararsızlık, genelde en ağır faturayı çıkarır.
Bu dönemde kısa vadeli hamleler, nefes Aldırır, ama yetmez. Böyle dönemlerde klasik adımlar devreye girer: destek paketleri, sübvansiyonlar, kredi genişlemesi… Evet, bunlar sistemi ayakta tutar. Ama aynı zamanda başka riskler üretir. Bütçe açığı büyür, borçlanma maliyetleri yükselir, faizler yukarı gider. Finansal sistem daha kırılgan hale gelir. Yani sorun ötelenir, çözülmez.
Asıl Mesele, yönümüzü seçmek.. Bugün Türkiye’nin önünde net bir tercih var. Ya günü kurtaran adımlarla ilerleyeceğiz… Ya da bu zorlu süreci gerçek bir dönüşüm fırsatına çevireceğiz. Çünkü çözüm başlıkları aslında yıllardır belli, enerjide dışa bağımlılığı azaltmak, lojistik maliyetleri düşürmek, tarımda verimliliği artırmak, ve en önemlisi, eğitimde kaliteyi kalıcı şekilde yükseltmek. Bunlar yapılmadan hiçbir denge kalıcı olmaz.
Sonuç olarak fırtına kapıda önümüzde kolay bir dönem yok. Eğer bölgedeki gerilim uzarsa, ekonomik etkiler de derinleşir. Ama mesele sadece fırtınanın şiddeti değil. Asıl mesele, Biz bu fırtınada savrulan bir ekonomi mi olacağız… Yoksa yönünü değiştirebilen bir ülke mi? Kararlılık içeren uzun vadeli çözümler olmadan, ekonominin dümenini sağlam tutmakta belirlenen hedeflere ulaşmakta mümkün değildir.
Hepinize umut dolu bir ülke ve mutlu yarınlar diliyorum.
















