YENİ DÜNYA DÜZENİ KURULURKEN KİM MASADA, KİM MENÜDE?
Değerli okurlar merhaba, ekonomiyle az çok ilgilenen herkesin, gündem yakalamakta zorlandığı, global ekonomideki gelişmeleri anlamlandırmaya çalıştığı bir dönemden geçiyoruz. Tabiri caizse şuan her şey bulanık.. yatırımcı, beklenti oluşturmakta dahi zorlanıyor. Peki neler oluyor gelin hep birlikte bir göz atalım..
Dünya bir kriz yaşamıyor; dünya yeniden kuruluyor.
Haritalar değişmiyor belki ama ittifaklar değişiyor, ticaret yolları değişiyor, güç merkezleri yer değiştiriyor. Dün “küreselleşme” denilen şey bugün “bloklaşma” diye okunuyor. Masada olanlar kuralları yazarken, menüde olanlar sadece sonuçları izliyor.
Küresel Ekonomi: Büyümeden Çok Konumlanma Dönemi
IMF projeksiyonları küresel büyümenin son yıllarda yaklaşık %3 civarında sıkıştığını gösteriyor. Bu oran, 2000’lerin başındaki ivmenin oldukça altında. Ancak asıl mesele büyümenin yavaşlaması değil; büyümenin coğrafyasının değişmesi.
ABD, yüksek faiz politikasına rağmen güçlü iç tüketim sayesinde direnç gösteriyor.
Çin ekonomisi çift haneli büyüme döneminden yapısal yavaşlama evresine geçmiş durumda; emlak sektörü sorunları ve zayıflayan iç talep yeni dönemin belirleyici unsurları.
Avrupa ise enerji maliyetleri, zayıf sanayi üretimi ve demografik baskıların birleşimi nedeniyle kırılgan bir görünüm sergiliyor.
Küresel ticaret hacmi artıyor gibi görünse de artık “serbest” değil; stratejik. Ülkeler tedarik zincirlerini maliyet değil güvenlik perspektifiyle yeniden tasarlıyor. “Friend-shoring” ve “near-shoring” kavramları artık akademik tartışma değil, ekonomi politikalarının merkezinde.
Bu tablo bize şunu söylüyor: Dünya ekonomisi verimlilik üzerinden değil, güvenlik üzerinden yeniden şekilleniyor.
Enerji ve Teknoloji: Yeni Gücün Çifte Anahtarı
Enerji piyasalarındaki dalgalanmalar sadece fiyat meselesi değil, jeopolitik güç mücadelesi. Rusya-Ukrayna savaşı sonrası Avrupa’nın enerji tedarikini çeşitlendirmesi, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’in önemini artırdı. LNG yatırımları, boru hatları ve yenilenebilir projeler artık yalnızca çevre politikası değil, ulusal güvenlik başlığı.
Diğer yandan yarı iletken üretimi, yapay zekâ ve savunma teknolojileri küresel rekabetin yeni sahası haline geldi. ABD’nin çip ihracatına sınırlamalar getirmesi, Çin’in yerli üretim hamleleri ve Tayvan’ın stratejik konumu; bunların tamamı ticaret kararından çok sistem rekabetinin parçaları.
İşin bu kısmı oldukça önemli… Petrol 20. yüzyılı şekillendirdiyse, veri ve çip üretimi de 21. yüzyılı şekillendiriyor.
Enflasyonun Jeopolitiği
Pandemi sonrası dönemde yükselen küresel enflasyon yalnızca para politikasıyla açıklanamaz. Tedarik zincirlerindeki kırılmalar, enerji fiyatlarındaki sıçramalar ve jeopolitik gerilimler fiyat istikrarını doğrudan etkiledi. ABD ve Avrupa merkez bankaları faizleri son on yılların en yüksek seviyelerine taşıdı. Ancak bu sıkılaşma gelişmekte olan ülkeler için farklı bir tablo doğurdu: sermaye hareketlerinde oynaklık, kur baskısı ve finansman maliyetlerinde artış. Yani küresel faiz politikası artık yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda siyasi bir enstrüman. Paranın yönü, ülkelerin hareket alanını daraltabiliyor.
Orta Koridor ve Türkiye’nin Stratejik Konumu
Tam da bu noktada Türkiye’nin jeopolitik pozisyonu kritik hale geliyor. Avrupa ile Asya arasında enerji ve ticaret geçiş hattı üzerinde bulunan bir ülke olarak Türkiye, yalnızca bir pazar değil; bir lojistik merkez olma potansiyeline sahip.
Savunma sanayii ihracatındaki artış, enerji çeşitlendirme adımları, Karadeniz gazı ve yenilenebilir yatırımlar stratejik hamleler. Ancak kalıcı güç için üç başlık belirleyici:
1. Yüksek katma değerli üretim
2. Hukuki ve finansal öngörülebilirlik
3. Eğitim ve teknoloji yatırımı
Yeni düzende yalnızca coğrafya değil, kurumsal kapasite belirleyici oluyor.
Beklentiler ve Gerçekler
Küresel sistem çok kutuplu bir yapıya doğru evriliyor. ABD hâlâ güçlü ama tek merkez değil. Çin yavaşlasa da etkili. Avrupa temkinli ama diplomatik olarak etkin. Orta Doğu yeniden konumlanıyor.
Bu denklemde ülkelerin en büyük hatası, günü kurtarmaya odaklanmak olur. Çünkü artık mesele kriz yönetmek değil; pozisyon almak. Yeni dünya düzeninde güçlü olanlar en zengin olanlar değil, en hazırlıklı olanlar olacak.
Ve asıl soru şu:
Türkiye bu satranç tahtasında taş mı olacak, oyuncu mu?
Çünkü masada yer almak için sadece coğrafya yetmez; strateji gerekir.
Aksi halde tarih bir kez daha güçlülerin yazdığı bir metne dönüşür.
Hepinize umut dolu bir ülke ve mutlu yarınlar diliyorum.
Süheyla Gökçek
SMMM/Bağımsız Denetçi














