VAHYİN KARŞISINDA AKIL
Vahiy ilahi aklıdır. Vahiy Allah’ın iradesidir. Vahiy Allah’ın bilgisidir. Soyut değil somut bir değerdir vahiy. Allah aklını/iradesini iki şekilde insanlara ulaştırır veya gösterir. Birincisi peygamberler üzerinden. İkincisi ise yaratılış ve varlık üzerindengösterir. Yaratılıştan maksat insan ve ona verdiği özellikler üzerinden olduğu gibi evrenin yaratılışı üzerinden de vahyini yani aklını görünür kılar. Peygamberlere verdiği kitaplar yazılı akıl/vahiy: yarattığı her şey, varlık ise somut akıl olarak peygamberler ve tüm insanlara verilen akıl yani vahiydir.
Akıl vahyi bilsin, tanısın ve itaat etsin diye insana verilmiştir. Kavga etsin, yok saysın diye değil. İnsana Allah ile arası iyi olsun. Onu bilsin ve muhatap oldukları ile barış içerisinde bir dünya inşa etsin diye akıl verilmiştir. Çatışsın kavga etsin diye değil. Bu çerçevede bireye aklını, akıl kapasitesini kullanabilmesi için bedensel biyolojik, fizyolojik ve fiziksel özellikler verilmiştir.
Akıl bir tercih değil bir zorunluluktur. Akıl insanı oluşturan unsurlardan yalnızca biri. Ama en önemlisi. Göz, kulak, baş, kalp, mide, ciğerler gibi insana verilen değerlerden biri. Yani akıl eşittir birey değil. Ancak katma değeri yüksek olan bir şey. O bireyde bulunmasa bedende bulunan organların yerli yerince kullanılması söz konusu olamaz. Akıl bedenin karargâhı ve komutanıdır. Karar vericisidir.
“Kur’an’da akıl kelimesi, isim olarak hiçbir ayette geçmemekte, biri geçmiş, diğerleri geniş zaman kipinde olmak üzere kırk dokuz yerde yalnızca fiil formunda geçmektedir.”
Aklın içinde bulunduğu bir kabı vardır. Ve akıl onun içindedir. Aslında akıl bilgidir. Akıl tecrübedir. Bilgi, eylem ve tecrübenin toplamı akıldır. Damla damla su ile dolan bir kap gibi insanın hayat kabının içerisinde biriken bilgi, eylem ve tecrübenin sonucudur akıl. Allah Akıl ilişkisi şöyle özetlenebilir; sınırsız sermaye sahibi birisinin, kendi kontrolünde bulunan birisine rahat ve kaliteli bir yaşam sürsün diye yeterli sermayeyi vermesine benzer. Verilen sermaye hayat ve onu yaşamaya gerekli olan her şey. Sermayeye muhtaç olan kimseden beklenen hal, mutlak sermaye sahibine itaat etmesi ve onunla kavga etmemesidir. Yenilmeye mahkûm olan bir kavgaya girmek korkunç bir sonuç doğuracaktır.
Modern akıl sahibi böyle yapmadı. Aklı mutlak sınırsız güç olarak kabul etti. Meydan okudu. Vahyin verdiği sermayeyi sahibiyle kavga için kullandı. Kayıp etti. Modernist insan bu kavgada şeytani bir yöntem kullandı. Bu kavgada bireysel akıl yalnız kalacak ve yanlış yaptığının farkına vararak; vahiyle sağlıklı ilişki kurabilecekti. Ahlaki olmayan bu isyanı kolektif akıl kullanarak sürekli ve sistem haline getirmeyi başardı. Vahiy hayatın merkezi olmaktan çıkarıldı. Yerine vahiyden kopuk, onun yerini alma iddiasında tanrılaşmış insan aldı. Bu iddianın sahibinin, insanın görme ve işitme kabiliyetlerinin sınırlı ve sonlu olduğunun bilimsel olarak farkında olması kaçınılmazdı. Bunun gibi aklın da doğal olarak aynı şekilde sınırlı ve sonlu olduğunun farkında olmalı. Sınırlı ve sonlu olanın sınırsız ve sonsuzu kapsaması düşünülemez. Zira mutlak alanla ilgili bilgi aklı aşar.
Bireyin sermayesi başta akıl olmak üzere tamamı Allah’a aittir. Müslümanların bu gerçeğin farkında olmaları imanlarının gereğidir. O halde neden vahiyle ilişkilerinde sorun yaşanıyor. Vahyin talepleri doğrultusunda bir yaşam ortaya çıkmıyor. Vahye iman ettiğini söyleyen birey ve toplumların; hayat, sermaye, eşya, ebedilik, ahiret, özgürlük, mazlum, zalim ve kıyamet tasavvurlarının; vahiy düzleminde olması zorunluluktur.
Akıl vahiy olmaksızın her konuda doğruyu bulması mümkün değildir. Şayet akıl tek başına doğruyu bulabileceği kabul edilecek olursa, peygamberlere ve kutsal kitaplara ihtiyaç olmadığı ortaya çıkar ki tarih hiçbir dönemde buna şahit olmamıştır. Vahiy; peygamberler ve kutsal kitaplar hep merhamet üretmiştir. Ama vahiysizakıllargözyaşı, yokluk ve ölüm getirmiştir. Vahyin kaynaklık etmediği insan ürünü tüm sistemler birer örnektir.
















