TÜRKİYE'DE KONKORDATO RÜZGÂRI: ARTIŞIN NEDENLERİ VE EKONOMİYE YANSIMALARI
Değerli okurlar merhaba, Türkiye ekonomisinde son dönemde dikkat çeken en önemli gelişmelerden biri, konkordato başvurularındaki endişe verici artış. Son dönemde sıkça duyduğumuz “Konkordato süreci” nedir sebepleri ve sonuçlarının ekonomiye yansımaları nelerdir gelin hep birlikte bir göz atalım.
Konkordato, finansal durumu bozulan ve borçlarını ödeme güçlüğü çeken bir şirketin veya şahsın, iflastan kurtulmak amacıyla, alacaklılarıyla anlaşarak borçlarını belirli bir plan dahilinde ve belirli bir indirimle yeniden yapılandırmasını sağlayan hukuki bir süreçtir. Mahkeme denetiminde yürütülen bu süreç, borçluya faaliyetlerini sürdürme ve ekonomik hayatta kalma şansı tanırken, alacaklıların da alacaklarının tamamını olmasa da bir kısmını tahsil etmesini güvence altına almayı amaçlar.
________________________________________
Ödeme güçlüğü çeken şirketlerin iflastan kurtulmak yerine borçlarını yapılandırma imkanı sunan bu hukuki süreç, ne yazık ki, reel sektördeki finansal sıkışıklığın ve ekonomik kırılganlığın bir barometresi haline gelmiş durumda. Peki, bu artışın arkasındaki temel nedenler nelerdir ve Türkiye ekonomisi için ne gibi sonuçlar doğurmaktadır?
Artışın Temel Nedenleri: Yüksek Faiz ve Finansmana Erişim Zorluğu
Konkordato başvurularındaki keskin yükselişin ana tetikleyicisi, uygulanan para politikasının ve bunun reel sektöre yansımalarıdır.
• Yüksek Faiz Oranları ve Kredi Maliyetleri: Enflasyonla mücadele amacıyla yükseltilen politika faizleri, ticari kredi faizlerini de rekor seviyelere taşıdı. İşletmelerin hem mevcut borçlarını çevirme hem de işletme sermayesi ihtiyacını karşılama maliyeti katlanarak arttı. Yüzde 50'nin üzerindeki kredi faizleri, pek çok şirketin sürdürülebilir bir borç yönetimi yapmasını imkânsız hale getirdi.
• Finansmana Erişim Zorluğu: Yüksek faizlerin yanı sıra, bankaların kredi koşullarını sıkılaştırması ve kredi musluklarını kısıtlaması, özellikle KOBİ'lerin (Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler) finansman ihtiyaçlarını karşılamasını zorlaştırdı. Likidite sıkışıklığı yaşayan firmalar için bu durum, son çıkış yolu olarak konkordatoyu işaret etti.
• Artan Maliyetler ve Talep Daralması: Yüksek enflasyonun getirdiği enerji, hammadde ve işçilik maliyetlerindeki artışlar, şirketlerin kârlılıklarını ciddi ölçüde eritti. Aynı zamanda, enflasyon ve alım gücündeki düşüş nedeniyle iç pazarda yaşanan talep daralması, ciro ve gelir beklentilerini aşağı çekti. Bu çift yönlü baskı, firmaları ödeme güçlüğüne sürükledi.
• Dövizdeki Dalgalanma: Yüksek seyreden ve istikrarsız döviz kurları, döviz borcu olan veya ithalata bağımlı üretim yapan işletmelerin maliyetlerini katladı, finansal tablolarını bozdu ve konkordato başvurularını hızlandırdı.
️ Konkordato Başvurularında Öne Çıkan Sektörler
Ekonomik sıkışıklık her sektörü etkilese de, bazı sektörler yüksek borçluluk oranları ve maliyet hassasiyetleri nedeniyle bu durumdan daha fazla etkilenmektedir. Konkordato başvurularının dağılımına bakıldığında, ilk sıralarda şu sektörler yer almaktadır:
• İnşaat Sektörü: Proje bazlı iş yapısı, yüksek kredi bağımlılığı ve artan malzeme maliyetleri nedeniyle inşaat sektörü, faiz artışlarına karşı en kırılgan sektörlerin başında gelmektedir.
• İmalat Sanayi: Enerji ve hammadde maliyetlerindeki artışlar, uluslararası rekabetteki zorluklar ve finansmana erişim sıkıntıları, özellikle KOBİ niteliğindeki imalatçıları konkordatoya itmektedir.
• Perakende ve Ticaret Sektörü: Artan enflasyon nedeniyle düşen tüketici talebi ve yüksek kira maliyetleri, perakende sektöründeki birçok şirketin nakit akışını bozmuştur.
• Ulaştırma ve Lojistik: Akaryakıt maliyetlerindeki yükseliş ve finansman zorluğu, lojistik şirketleri için sürdürülebilirliği tehdit eden unsurlardır.
Ekonomik Sonuçlar: Zincirleme Etki ve Güven Sorunu
Konkordato başvurularındaki bu artış, Türkiye ekonomisi için sadece şirketlerin bireysel sorunu olmanın ötesinde, sistemik riskler barındırmaktadır.
• Domino Etkisi (Kartopu Etkisi): Bir şirketin konkordato ilan etmesi, yalnızca o şirketi değil, onun tedarikçilerini, fason üreticilerini ve alacaklılarını da doğrudan etkiliyor. Ödemesini alamayan yan sanayi firmaları ve KOBİ'ler de birer birer finansal zorluğa sürükleniyor. Uzmanlar bu gidişatı, "sessiz bir batış" veya "zincirleme iflas riski" olarak nitelendiriyor.
• Alacaklıların Mağduriyeti ve Güven Kaybı: Konkordato, borçlu şirketi korurken, alacaklıların alacaklarını tahsil etme sürecini uzatmakta ve belirsizleştirmektedir. Sürecin uzunluğu ve bazı durumlarda kötüye kullanılmasına dair endişeler, piyasalarda ticari güveni sarsmakta, tahsilat riskini artırmakta ve ticari ilişkileri zorlaştırmaktadır.
• Yatırımların ve İstihdamın Etkilenmesi: Finansal darboğazdaki şirketlerin yatırım yapma iştahı doğal olarak düşmekte, mevcut faaliyetlerini sürdürmekte bile zorlanmaktadırlar. Bu sıkışıklık, ülke genelindeki üretimi, büyümeyi ve en önemlisi istihdamı olumsuz etkilemektedir.
• Bankacılık Sistemi Üzerindeki Baskı: Artan konkordato ve iflaslar, bankacılık sisteminde batık kredi (NPL - Takipteki Krediler) miktarını yükseltme potansiyeli taşımaktadır. Bu durum, bankaların yeni kredi verme kapasitesini kısıtlayarak ekonomik aktiviteye verilen desteği daha da azaltabilir.
Çözüm Yolu: Can Simidi mi, Ölüm Fermanı mı?
Konkordato, temelinde borç ödeme güçlüğü çeken, ancak yaşama potansiyeli olan şirketler için bir "can simidi" olarak tasarlanmıştır. Ancak mevcut makroekonomik baskılar altında, yanlış veya zamansız yönetilen projelerle şirketlerin "ölüm fermanı" haline dönüşme riski de bulunmaktadır.
Türkiye ekonomisinin bu döngüden çıkabilmesi için, kısa vadede finansmana erişimi kolaylaştırıcı ve maliyetleri düşürücü adımlara ihtiyaç vardır. Ancak asıl çözüm, makroekonomik istikrarın sağlanmasıdır. Enflasyonun kalıcı olarak düşürülmesi, faizlerin reel sektörün sürdürebileceği seviyelere indirilmesi ve öngörülebilir bir ekonomik ortamın tesis edilmesi, şirketlerin konkordatoya başvurmak yerine, üretmeye ve büyümeye odaklanmasını sağlayacaktır. Aksi takdirde, bu "sessiz batış" tablosu, daha büyük ekonomik ve sosyal sonuçlara yol açacaktır.
Hepinize umut dolu bir Ülke ve Mutlu yarınlar diliyorum.
Süheyla Gökçek
SMMM/Bağımsız Denetçi













