KAMPÜSTE CİNAYET VE GÜVENLİK ZAAFİYETİ
Değerli okurlar merhaba, dün hepimiz Kayseri Üniversitesinde işlenen cinayet haberiyle sarsıldık. Kayseri Erciyes Üniversitesi’nde yaşanan trajik cinayet, yalnızca bir kadının hayatına mal olmadı; aynı zamanda üniversite kampüslerinin güvenliği konusunu da yeniden gündeme taşıdı. Kayseri Üniversitesi kadar köklü ve büyük bir üniversitenin kampüsünde yaşanan bu olay bir çok soruyu da akıllara getirdi.
39 yaşındaki Meliha Keskin, Edebiyat Fakültesi önünde eski eşi tarafından pompalı tüfekle katledildi. Evet pompalı bir tüfekle bir cani üniversiteye elini kolunu sallaya sallaya girdi. Bu elim olay, üniversite yönetiminin “kampüsün genel güvenliğini etkilememektedir” şeklindeki açıklamasıyla daha da büyük bir infiale yol açtı. Öğrenciler, “Öldürülmeye değil, okumaya geldik” diyerek sokaklara döküldü. Bu tepki, yalnızca bir olayın değil, yıllardır biriken güvensizlik hissinin dışavurumuydu.
Üniversiteler, gençlerin sadece akademik değil, aynı zamanda sosyal ve kişisel gelişimlerini de sürdürdükleri alanlardır. Ancak bir kampüsün ortasında silahla işlenen bir cinayet, bu alanların güvenliğinden ne kadar uzak olduğunu gözler önüne seriyor. Açık kampüs yapısı, dışarıdan kontrolsüz giriş-çıkışlara zemin hazırlıyor. Bu durum, sadece öğrencilerin değil, tüm kampüs bileşenlerinin güvenliğini tehdit ediyor. Silahlı bir saldırganın kampüse bu kadar kolay erişebilmesi, sistemsel bir güvenlik açığının göstergesidir.
Erciyes Üniversitesi kampüsünün içinden geçen tramvay hattı, ilk bakışta modern bir ulaşım çözümü gibi görünse de, güvenlik açısından ciddi soru işaretleri barındırıyor. Kampüsün ortasından geçen toplu taşıma hattı, üniversiteyi adeta bir geçiş güzergâhına dönüştürüyor. Bu durum, öğrencilerin aidiyet duygusunu zedeliyor ve kampüsün güvenliğini ciddi biçimde riske atıyor. Üniversite yönetimi, bu yapıyı “şehirle bütünleşme” olarak tanımlasa da, yaşanan olaylar bu bütünleşmenin bedelinin çok ağır olabileceğini gösteriyor.
Bu noktada üniversite yönetimlerine ve yerel yöneticilere büyük sorumluluk düşüyor. Açık kampüs modelinin yeniden değerlendirilmesi, giriş-çıkışların denetlenmesi, güvenlik kameralarının artırılması ve özellikle tramvay duraklarında güvenlik görevlilerinin bulundurulması elzemdir. Ayrıca, kadın öğrencilerin maruz kaldığı tehditlere karşı özel önlemler alınmalı, psikolojik destek mekanizmaları güçlendirilmelidir.
Meliha Keskin’in ölümü, sadece bir kadın cinayeti değil; aynı zamanda bir sistemin ihmaller zincirinin sonucudur. Bu olaydan ders çıkarılmazsa, benzer trajedilerin yaşanması ne yazık ki kaçınılmaz olacaktır. Üniversiteler, öğrencilerin hayallerini gerçekleştirdiği yerler olmalı; korkularını yaşadığı değil.
Hepinize umut dolu bir Ülke ve Mutlu yarınlar diliyorum.
















