Yapay Zeka: İnsanlığın Yeni Aynası mı, Yoksa Keskin Bir Bıçak mı?
Merhaba sevgili okurlar. Bugünün konusu, hayatımızın her alanına nüfuz eden yapay zeka. Peki, tam olarak nedir bu yapay zeka ve bizi nasıl bir geleceğe sürüklüyor?
Yapay zeka yolculuğu, 1950’li yıllarda Alan Turing’in o meşhur sorusuyla başladı: “Makineler düşünebilir mi?” Bu dönem, basit matematik problemlerini çözebilen ilk algoritmaların yazıldığı, umut dolu bir başlangıca sahne oldu.
Ancak her gelişim süreci doğrusal ilerlemez. 1974 – 1990 yılları arasında, teknolojinin o dönemki yetersizliği sebebiyle yapay zeka araştırmaları duraklama dönemine girdi. Fakat evrenin dinamik yapısında durmak, gerilemekle eşdeğerdi; dolayısıyla insanoğlu pes etmedi.
1990 – 2010 yılları arasında internetin yaygınlaşması ve işlemci güçlerinin artmasıyla büyük bir kırılma yaşandı. Bilgisayarlar artık sadece belirli kodları harfiyen yerine getiren cihazlar olmaktan çıkıp, veriden anlam çıkaran “öğrenen makinelere” evrildiler.
2010 - 2020 yılları arasında ise Grafik İşlem Birimlerinin (GPU) paralel işlem yeteneği, devasa veri setleriyle birleşti. Bu sayede bilgisayarlar; görüntü ve ses gibi karmaşık verileri tıpkı bir insan gibi anlamlandırmaya ve muazzam boyutlardaki bilgiyi saniyeler içinde işlemeye başladı.
Günümüze geldiğimizde yapay zeka, yalnızca verileri analiz eden bir araç değil; video, ses ve fotoğraf üretebilen yaratıcı bir sistem halini aldı. İnsanlığın bilgiye ulaşma biçimi de bu teknolojiyle yeniden şekillendi. Artık en küçük merakımızdan en gizli sorularımıza kadar her şeyi, doğrudan ya da dolaylı olarak yapay zekaya danışıyoruz.
Yapay zekanın en riskli boyutu tam da bu noktada başlıyor. İnternetteki her aramamız, yaptığımız her alışveriş, sosyal medyada geçirdiğimiz her saniye ve hatta akıllı cihazlarımızın yanında kurduğumuz her cümle, devasa veri bankalarında depolanıyor. Bu verilerin temel kullanım amaçlarından biri de yapay zekanın eğitilmesidir.
İnsanlık tarihi boyunca üretilmiş tüm bilgilere sahip olduğu düşünüldüğünde, yapay zeka bizi bizden daha iyi tanıyor. Öyle bir noktadayız ki, medyada gördüğümüz bir içeriğin gerçek mi yoksa yapay zeka ürünü mü olduğunu ayırt edemiyoruz. Bu durum, gerçeklik algımızı altüst etmiş durumda.
Bizi bizden daha iyi tanıyan bir sistemin, toplumsal ve bireysel tercihlerimizi manipüle etme gücü, acı bir tecrübe olarak karşımızda duruyor.
Bir diğer önemli husus ise bu teknolojiyi üreten şirketlerin yapısıdır. Yapay zekayı geliştiren devler, nihayetinde kâr elde etmeyi amaçlayan ticari işletmelerdir. Dolayısıyla yapay zekanın hangi sorulara nasıl yanıt vereceğini ve hangi filtreleri uygulayacağını bu şirketlerin çıkarları belirliyor. Kapitalist sistem içerisinde maliyetleri düşürüp kazancı artırmaya odaklanan bu yaklaşım, yapay zekayı her an her yöne kesilebilen keskin bir bıçağa dönüştürüyor.
Son Söz: Asimov’un Vizyonu
Yazımı, Isaac Asimov’un Ben, Robot kitabından bir düşünceyle noktalamak istiyorum. Asimov, içinde yaşadığımız çağı bir nevi "karanlık çağ" olarak nitelendirirken; "altın çağın" ancak yönetimin yapay zekaya devredilmesiyle başlayabileceğini savunur. Ona göre insanın kazanma hırsı, doğru kararlar almasının önündeki en büyük engeldir.
Yapay zekanın bir tehdit mi yoksa bir kurtarıcı mı olacağını zaman gösterecek. Aydınlık yarınlarda görüşmek üzere.
Ali Ramazan Eşkici
Elektrik Elektronik Mühendisi
















