VAN HATIRALARIM
Kalabalıklardan rüzgâr hızıyla kaçar
Yalnızlığımı, yalnız kalarak yaşardım
Ütopyalar kurar, rüyalara dalardım
Leyâllerdeki Refîkamı düşünür,
Erkekler ağlamaz diyenlere inat
Çoğu kez hıçkırarak ağlardım
Senden uzakta
Seni sevmeden önce
Kimi zaman yalnız kalmanın güzel
Sevgisiz ve dostsuz kalmanınsa
İnsana acı koyduğunu iyi bilirdim
Mutluluğu bulurdum
Bir martının uçuşunda
Bir gülün açışında
Bir masum çocuğun gülüşünde
Senden uzakta
Seni sevmeden önce
Kısa süreliğine Van'a hizmet içi eğitim kursuna gitmiştim. Van gerçekten tarihiyle, kültürel dokusuyla, doğal güzellikleriyle, yemek kültürüyle bil(e)mediğimiz güzel bir şehrimiz. Van'da kaldığım süre içinde Urartulardan kalma Van kalesine çıktım. Yer altı çarşısını gezdim.Çarşı Kayseri’nin yer altı çarşısından büyüktü diyebilirim. Bunların dışında Mısır çarşısı ve İran çarşısı adında iki çarşı daha vardı ki görülmeye değer.
Sonra fırsat buldukça serin akşamlarında uzun ve geniş caddelerinde yürüyüş yaptım. Maraşlı olduğum için caddenin ismi dikkatimi çekmişti. Meşhur ‘Maraş caddesi'...
Erkekler ağlamaz, yada seni sevmeden önce şiirimi bu caddede kalabalıklar içinde turlarken yazmıştım. İşte yazıma ilham veren bu şiir olmuştu.
Bir kaç arkadaşla İpekyol’unda bir AVM önünde ‘Kedi Cinema' yazılı kedi görsellerinin de olduğu bir sinemaya gitmiştik. Zaten Van değince renkli gözleriyle bilinen kedileri akla gelir. Kedili kartpostallar alıp nişanlıma göndermiştim.O yıllar böyle şeyler göndermek adettendi. Sadece kartpostal mı? Daha neler neler... Özel olarak bir kutu hazırladım. Hepsini kutuya özenle yerleştirdim. Ben Van’la Kayseri arası uzaktır bir haftada ancak gider diye düşünmüştüm. Bir gün sonra gelen telefon beni şaşırtmıştı. Meğer kargo emin ellere/ nişanlıma ulaşmış.
Yine merkezde meşhur bir cami vardı.Halife Hazreti Ömer'e nispetle yapılan büyük bir cami.
Muradiye şelalesinin özel bir yeri var. İlginç olan burada balıklar akıntıya doğru yüzerler. İlçelerinden Gevaş’ı, Edremit’i, Erciş’i, saymadan geçemeyeceğim. Sodalı Van Gölünü Tatvan-Van arası gidiş geliş yapan feribotları, Akdamar kilisesini de eklemek lazım.
Eğitim merkezimiz gayet nezihti, güzeldi. Bahçesinde dimdik duran sıra sıra dizili yemyeşil kavak ağaçlarının ortasında kuru bir kavak ağaç dikkatimi çekmişti. Hayretle sebebini sordum.
Yaşça tecrübeli olan yerli bir imam efendi ” Hocam, kavak ağaçları sularını kabuğundan alır ta zirveye kadar taşırlar. Gördüğünüz gibi bir kaç yerden çember şeklinde 5’mm genişliğinde boğum boğum kesmişler. Boğumlardan sonra su yukarı çıkmadığı için kavaklar kurumaya yüz tutmuş” dedi. Buda bana ağaçlar hakkında yeni bir deneyim yeni bir tecrübe olmuştu.
Günlerden bir gün araştırma hastanesinden bir anons ses duymuştum. Acil BRH+ kan gurubuna ihtiyaç var diye... Çekinmeden gittim. Kutsal temiz kanımı verdim. Kısmet 8-10 yaşlarında bir çocuğaymış.
Ben, bir cana umut olmanın, kan vermenin bahtiyarlığını yaşarken arkadaşım “hadi bakalım, sayende fazladan bir kürt daha yaşayacak!”diyerek soğuk bir espri yapmıştı.
Eğitim kursumuzun sonunda sınava tabi tutulmuştuk. Sıra bana gelince içeri girdim. Yüzüne oku denildi okudum. Ezbere şu sureyi oku dediler okudum. Bir soruda fıkıh dersinden sormuşlardı. Soru şu idi. Kurban kesmenin hükmü nedir? Kimler kurban kesmekle yükümlüdür? Kurban kesmeyip yerine ücreti/ parası fakirlere dağıtılsa olur mu?
Ben cevabını verip geçer not almıştım. Şimdi aynı soruyu siz kıymetli okuyucularıma soruyorum. Siz olsaydınız bu soruya nasıl cevap verirdiniz?
Kasaptan yıllarca et almanın et yemenin keyfîni çıkaranların sıra ibadete gelince tırnak içinde söylüyorum “hayvan katliamı yapılıyor” diye çığırtkanlık yapan, insanların katliamlarına sesini çıkarmayıp söz konusu ibadet, kurban ve Allah rızası olunca meydanlarda sözde “hayvan hakları savunucularının” tepkilerini nereye koymalı, nasıl okumalıyız?















