BİR EVİ YUVA YAPAN NEDİR?
Örümcek de barınmak için kendine bir yuva yapar. Halbuki yuvaların en zayıfı, en çürüğü şüphesiz örümceğin yuvasıdır.(Ankebut :41)
ilkokulda resim dersinde öğretmenimiz: Çocuklar mutluluğun resmini çizebilir misiniz ? Bu dersimizde bize mutluluk çağrıştıran bir resim yapmanızı istiyorum" demişti.
Çoğumuz kurşun kalemle karikatür çizer gibi bir ev çizerdik. Yanına bir okul, okuldan daha yükseklerde dalgalanan bir bayrak. Birkaç tane küçük ev birkaç tane ağaç ve çiçek.
Resimlerimizin olmazsa olmazı sarı turuncu renkli güneşimiz, bulutlardan sarkmış şelale gibi akan bir dere. Anne ve babasının elinden tutmuş çocuklar.
Adam gibi çizemesek de çizdiklerimizi adama benzetirdik. Olmazsa çöpten adam yapardık. Eğer mevsim kış ise kocaman bir kardan adam yapar el ele tutuşan çocukları adeta etrafında tur attırırdık.
işte bütün bunlar mutluluğumuzun resmiydi. Sadece ben değil çocuk ruhu taşıyan herkes mutluluğu böyle resmederdi.
Mutlu olmak için nedense binalar, gökdelenler, saraylar çizmezdik. Bunun yerine daha basit daha sıradan evler çizer, obalardan köyler kurardık. Bunun sebebi açıktı. Maddeye önem vermezdik. Birde göçebe kültüründen, tarım toplumundan izler taşımamızdan olsa gerek. Havasını soluduğumuz toprak damlar çadırda olabilirdi. Kimi çadırda yaşayanlar saraylarda yaşayanlardan daha mutluydu. Yuva kurmak mutlu olmak onlarında hakkıydı.
Yaşım ilerledikçe ben büyüdüm. Ben büyüdükçe zaman değişti. Zamana karşı değişen sadece ben olmadım. Bir evi yuva yapan unsurlarda değişti. İlk zamanlar sıcak bir yuva için çocuklar, anne baba, çatılı bir ev hayal ederken sonra yenileri eklendi.
Fotoğraflarım, kıyafetlerim, oyuncaklarım, katıldığım düğünler, yaptığım yemekler, gittiğim davetler.
Sonra kitaplarım, tesbihlerim, çaldığım müzik aletlerim, oynadığım futbol topları, saksıdaki güllerim, bahçedeki salıncağım, arabam, kullandığım tabletler telefonlar...
Yuvayı diş kuş yaparmış derler ya bir evin olmazsa olmazı saliha bir eş. Eşimizin el emeği göz nuruyla ördüğü oyalar, yazmalar, ellerine yaktığı kınalar, ardından doğan çocuklar. Evet, bütün bunlar pazılın parçası.
Yuvayı yapan sadece zahirde görünenler miydi?
Elbbette ki hayır!
Farzı misal düğün yapıldı. Takılar takıldı. Çehizler alındı, ev kiralandı. Mutlu olabildik mi? Kimler kaldı yanımızda? Demek ki yuvayı yapan ve ayakta tutan başka başka şeylere de ihtiyacımız varmış.
Peki, bunlar ne olabilirdi?
Mesela eve girince kapının güler yüzle açılması, içeriden mis gibi kokuların gelmesi. Bu kokular kek-pasta olur, temizlik kokusu olur, sevgi kokusu olur. Yeterki nikah akdiyle bağlı yuvan olsun.
Hele hele o kapıdan içeri girerken samimiyeti, sevgiyi, maneviyatı, kulluğu, hoş görüyü de birlikte taşıyorsak yuvamız daha da güzel olur.
Bitti mi? Bitmez. Sılayı rahimi gözetmek, hak sahiplerine hakkını vermek, paylaşmak, ara sıra göz yaşı dökmek, emek etmek, sabretmek, umut etmek, dua etmek, dar ve geniş zamanda rahmana sığınmak da bir yuvanın atmosferine katkı sunar.
En önemlisi ülkü birliği, din birliği, dil birliği, ortak bir kültür ortak bir tarih, milli değerler anlayışına sahip olmak da yuva dediğimiz bu aile kalesini sağlamlaştırır.
Dikkat edin!
Örümcek de barınmak için kendine bir yuva yapar. Halbuki yuvaların en zayıfı, en çürüğü şüphesiz örümceğin yuvasıdır.(Ankebut :41)
Yuvanız sıcak, mutluluğunuz daim olsun.













