MÜDÜRÜMÜZ TAKİ YILDIRIM'IN ANISINA
Değerlerimizin hoyratçatüketildiği şu çağımızda büyüklerin tabiriyle "tuz-biber hakkı için" insanda biraz vefa olmalı değil mi?
İşte bugünkü köşe yazımda vefalı, aydın, kadirşinas bir eğitimciden bahsetmek istedim.
Kayseri ilinin Sarız ilçesine bağlı Karakoyun mahallesinden olan Taki Yıldırım aslen Kafkas kökenli olup Çerkez bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir.
Biz onu küçük yaşlarda büyüklerimizden tanıdık. Köyümüz Hayadan/Doğankonak'a öğretmen olarakgelir. Hem eğitmen olur hem okulun müdürlüğü yapar.
Sonra tayini Kahramanmaraş'a çıkar. (YİBO) Yatılı ilköğretim bölge okulunda göreve başlar. Çevre insanına vefalı olmak ister. Özellikle köylerinde orta okulu- lisesi olmayan köy çocuklarının elinden tutmak onlara yardımcı olmak ister. İster ki onlarda hayatlarını kurtarsın yarınlar adına hizmet yapsın.
Hocanın YİBO ya gidiş amaçlarından biride budur. Bu sayede emekli olana kadar yüzlerce garip gurabaya, fakir fukaraya, yetim çocuklara umut olur, bir abi gibi bir akraba gibi sahip çıkar.
Taki YILDIRIM müdürümle tanışmamız şöyle olmuştu.
Ben ilk okul 5.sınıftayım sene 88. Çanakkaleli Feridun Arslan ve Göksunlu Yaşar DURAN hocaların nezaretinde yatılı ve bursluluk sınavına hazırlanıyoruz.
Maraş merkezde görev yapan Taki hoca ise şu Haydan köyünden çocuklar gelsede yardımcı olsam niyetindedir.
O yıllarda yeni yapılan Vakıflar öğrenci yurdu için ilk defa imtihanla öğrenci alınacağı haberini almıştım. Bu sınava bende başvurmuştum. Yurt 300 kişilik olup orta öğretim öğrencileri kalacaktı. Yedeklere de 100 kişilik kontenjan ayrılmıştı.
Yazılı sınavını kazananlar sırasıyla sözlü sınavına daçağrılıyordu. Aklımda kaldığı kadarıyla bana coğrafyadan iki soru sorulmuştu. Birincisi: Ülkemizin kaç bölgeye ayrıldığı, İkincisi: ülkemizde kaç iklim tipi vardır. Akdeniz ikliminin özelliği ve bitki örtüsü nedir? Allahtan sorular bildiğim yerlerden çıkmıştı.Ben sonradan öğrendim Taki hocanın sınav komisyonunda görevli olduğunu.
Sonuçlar açıklanmış asıl ve yedekten kazananlar yurdun camına asılmıştı.
Çok şükür ismim ‘asıl kazananların’ listesindeydi.
Evet, bundan böyle liseyi bitirene kadar Vakıflar öğrenci yurdunda kalacak bu yurdun aşını ekmeğini yiyerek geleceğim şekillenecekti.
Liselerin eğitim öğretim süresi 3 yıl, İmam hatiplerse 4 yıldı. Bizim dönemde kredili sisteme geçildiği için 1 yıl erken mezun olmuştum. Yani Vakıflar yurdunda tam 6 yıl kalmıştım. Umutla, sebatla, sabırla... Sorarım size hangi akrabamızın evinde bir ay bir yıl kalabiliriz? İşte bunun için devlet yurdunda kalmayı önemsiyorum.
Okullar açılalı henüz bir kaç gün olmuştu. Annemle ilk kez Maraş’a gitmiştik. Nerde kalacağımızı bilmiyorduk. Çünkü şehirde Taki hocadan başka ne tanıdığımız ne de gidecek bir yerimiz vardı. Terminalde indikten sonra yavuzlar dolmuşuna binerek Yibo da indik. Bize önceden verilen adres kağıdında böyle yazıyordu. Nöbetçi öğrencilerden bizi Taki hocaya götürmelerini istedik. Yanına varınca hoaca/müdür ayağa kalktı sağ olsun bizimle ilgilendi. Hal hatır sorduktan sonra bizi evine götürdü.
Annem, bizim bu oğlanı hangi okula kaydedelim diye sorunca:
Taki hoca: Zeynep hanım, bu devlete bu millete nasıl ki kaymakam, doktor, polis lazımsa ölüsü ve dirisi için imamda lazım diyerek beni imam hatibin orta kısmına kaydettirmişti.
O yıllarda imam hatiplerin öğrenci sayısı hayli fazlaydı. Sınıflar A şubesinden başlar Y ve Z ye kadar giderdi. Öğretim şekli hem sabahçı hem öğlenci şeklindeydi. Ben 6/M Sınıfına 2550 numarayla kaydedilmiştim.
Okula başladığım ilk günleri hiç unutmam. Takım elbise giyer kravat takar öğle giderdik. Ne melem bir şeymiş bu kravat dedikleri. Dersten sonra boynumdan çıkarmamla bozulması bir olurdu. Beni bir telaş alırdı. Yeniden kim bağlayacak diye. Söylemeye utanırdım. Acemi olduğumu gören Taki hoca ya kendi bağlar ya da oğlu Selçuk'a bağlamasını söylerdi. İlk hafta gâh yürümekle, düşünmekle gâh ağlamakla geçmişti. Derken okul idaresince haftaya perşembe günü ders yapılmayacağı, tek dersi olanlara sınav yapılacağı bu nedenle tatil olduğu söylenmişti.
Annem beni Maraş'a bırakıp gitmişti. Ne onun ağladığından benim haberim vardı ne de benim ağlamaklı geçen günlerimden annemin haberi. İlk hafta göz yaşı döktüğüm geceleri bir ben biliyordum birde baş koyduğum yastıklar.
Özlemimi gidermek için firar edecektim. Kafaya koymuştum. Öyle de oldu. Kahvaltıyı yaptıktan sonra Suna yenge: Çocuğum dışarısı sıcak istersen süveterini çıkarabilirsin, diye seslendi. Olur, dedim ama çıkarken kapının arkasında asılı duran ceketimide almıştım.
Küçüktüm, hiç bir yeri bilmiyordum. Hayal meyal hatırladığım terminale gidecektim. Okulun duvarından atlayarak yolun az ilerisindeki durakta otobüse bindim. Direk büyük terminale vardım. Gittim ama Allah'ım o nasıl gidiş? Yüreğim küt küt atıyor. Çünkü Taki hocaya haber vermeden yola çıkmıştım.
Neyse...
Kayseri’ye gidecek olan iç Anadolu / Devran turizm firmalarından bir kişilik bilet alarak köye geldim. Allah'tan köyümüz anayol üzeri olduğu için yolculuk kolay geçmişti.
Köyüme geldiğimde sevinçliydim. Evimizi, ailemizi, kır atımızı, göreceğim diye sevincim bir kat daha artmıştı. Karşı mahalleden sırtın üzerinden aşağı inerek caminin yanındaki yoldan bizim eve varmıştım.
Ablalarım halı dokurdu ilk önce beni onlar karşıladı. Sonra annem geldi. Elini öptüm. Sual etti. Hayırdır kuzum! Haberimiz yoktu niye geldin? Normal karşılar umuduyla köyü özledim, sizi özledim ana demiştim ki suratımda patlayan bir tokat sesiyle burnumu çeke çeke gözümden akan yaşlarla ortadan kayboldum. Kayboldum derken diğer odaya geçtim. Ablamın, Aziz ağlıyor herhalde gurbete dayanamıyor bizi özlemiş sesini duyuyordum.
Annem, yüreğindeki hüznü belli etmemek adına sesi titreyerek hocanın haberi var mı diye yeniden sordu ? ikinci hışmına uğramamak için başım önüme eğip sus pus olmuş vaziyette yok, dedim.
Hasbünallah!!!! seslerinin ardından dış kapı çalınır. Bu gelen Naciye abla. Onu sesinden tanımıştım. Yüksek ses tonuyla anlatmaya başladı: Bugün günlerden cuma, Maraş ta Taki hoca adında biri varmış. Şoförlerle köye haber salmış. Sorun soruşturun Aziz Akbal adında bir çocuk evine varmış mı köyde mi değil mi bize acilen bir haber salın ? Annem geldiğimi evde olduğumun haberini veriyordu. Ama o yıllarda kimsede (para pul) cep yok, cep telefonu yoktu.
Günlerden cumaydı. Yarınsa hafta sonu. Önümüzde iki gün daha vardı. Annem: Allah kerim dedi.
Annem alışık olmadığım bir ses tonuyla : Ben seni okuyup adam olasın diye gönderdim. Köyde ne var, neyimiz var? Çoban mı olmak istiyorsun?Okumazsan sana kız bile vermezlergibisinden laflar etti.
Niyeti güzel anam tekrar bağrına basarak yetim başımı okşadı. Yarın pazar. Hele bi pazar olsun tekrar Maraş'a gidertekrar okuluna başlarsın diye güzel nasihatler etti.
Zaman çabuk geçti. Ertesi gün geldi. Annemle beraber yeniden şehre gittik. Gider gitmez Taki hocanın evine vardık. Annem durumu izah etti. Taki hoca çok endişelendiğini söyledi. Adamcağız haklıydı.Nasıl korkmasın ki! Ya kamyonlar çarpsa yahut kaçırılsam, kaybolsam bunun vebali kime yazılacaktı.
Annem: Hadi öp bakalım hocanın elini, birde özür dile. Habersiz bir yere çıkmayacağına dair sözde ver.
Denileni yaptım. Bir bakıma af dileyerek eman almıştım.
Evet, yurdum gecikmeli olarak bir ay geç açılmıştı. beni bu bir ay zarfında evinde misafir eden Taki YILDIRIM müdürümüze ve ailesine minnet borçluyum. Çok teşekkür ediyorum.
Aradan yıllar geçsede zaman zaman ziyaret ettiğim telefon açarak gönül aldığım olmuştur. Ne yazık ki geçen acı haberini aldım. Her fani gibi oda dünyasını değiştirmişti. Üzüldüm. Yeniden anılarım duygularım depreşti.
Sabah namazı öncesi görev yaptığım cami de ( Şerife SATOĞLU) ruhu için Yasinler okuyarak af ve mağfireti için dualar yaptım. Bu da benim bir vefa borcumdu.
Taki hoca bu dünyadan ayrılmıştı ancak geride yetiştirdiği el verdiği emek verdiği nice talebeler bırakmıştı. Bugün o güzel çocuklar, (firar edenler) özlemle onu anıyor. Vatana millete hizmet etmenin gururuyla.
Sizden belki bir harf öğrenmemiştim ancak beni bir ay hanenizde misafir ettiniz. Altı yıl huzurla kalacağım sıcacık bir yuva hazırladınız. Bu gün ben ve ailem, çocuklarım rahatsak önce Allah'ın taktiri sonra da sizlerin ileri görüşlüyü sayesinde olmuştur.
Mekanın cennet olsun sevgili müdürüm.














