EKONOMİNİN VE YATIRIMCININ GÜNCESİ
Değerli okurlar, küresel ekonomi, alıştığı konfor alanından çıkarken; Türkiye de kendi içinde zorlu bir denge arayışında. Şimdi ekonomiye dair hepimizin kafasını meşgul eden bazı sorulara cevap arayalım..
Paranın ucuz olduğu dönem kapandı, riskin fiyatlandığı yeni bir döneme girildi. Bu yeni düzende ayakta kalmak, sadece büyümekle değil; doğru zamanda doğru politikayı uygulamakla mümkün.
Türkiye, son iki yılda bu gerçeği kabul ederek yönünü değiştirdi. Daha ortodoks politikalara dönüş, faiz artışları, kredi genişlemesinin sınırlandırılması ve enflasyonla mücadele odağı…
Peki bu program çalışıyor mu?
Kısa cevap: Kısmen evet. Ama henüz ikna edici değil.
Bugün geldiğimiz noktada enflasyon %65 civarında seyrediyor. Zirveden geri gelmiş olması önemli bir başarı. Ancak düşüş hızı yavaş ve özellikle hizmet kalemlerinde katılık devam ediyor. Kira ve gıda kalemleri toplumun algısını belirlemeye devam ediyor.
Politika faizi %50 seviyesinde. Bu, enflasyonla mücadele açısından güçlü bir duruş. Ancak piyasa faizlerinin %55’ten başlayıp %70’lere uzanması, reel sektör üzerinde ciddi bir baskı yaratıyor. Yani uygulanan politika teknik olarak doğru, ama maliyeti yüksek.
Burada asıl mesele şu:Doğru politika ile sürdürülebilir politika her zaman aynı şey değildir.
Türkiye’nin mevcut programı, küresel ekonomiyle uyumlu mu?
Evet—çünkü dünya genelinde sıkı para politikası hâkim.
Ama sürdürülebilir mi?İşte bu sorunun cevabı daha karmaşık.Çünkü sürdürülebilirlik sadece ekonomik değil, sosyal bir denge meselesidir.
Bugün gelinen noktada:
Büyüme yavaşlıyor, Krediye erişim zorlaşıyor, İç talep baskılanıyor
Bunlar programın doğal sonuçları. Ancak bu süreç uzadıkça, ekonomide “soğuma” yerini “daralmaya” bırakma riski taşır.
Küresel tarafta ise belirsizlik hâkim. ABD faiz indirimi konusunda temkinli, Avrupa zayıf büyüme ile mücadele ediyor, jeopolitik riskler (Orta Doğu, enerji hatları, ticaret gerilimleri) fiyatlamaları bozuyor.Yani Türkiye, sadece içeride değil; dışarıda da zor bir oyunun içinde.
Tam da bu yüzden mevcut programın kaderini belirleyecek şey şu olacak:Zamanlama ve güven.Eğer sıkılaşma gerektiği kadar sürer ve doğru zamanda gevşeme başlarsa, ekonomi “yumuşak iniş” yapabilir.Ama gecikilirse, bu kez ekonomi gereğinden fazla yavaşlayabilir.
Peki çözüm ne?
Öncelikle ekonomi yönetimi açısından bakalım:
• Güven inşası hızlandırılmalı. Öngörülebilirlik, en az faiz kadar önemli.
• Maliye politikası daha güçlü destek vermeli. Sadece para politikasıyla bu yük taşınamaz.
• Yapısal reformlar ertelenmemeli. Hukuk, eğitim, üretim yapısı… Bunlar olmadan kalıcı başarı zor.
• Enflasyonla mücadelede iletişim dili güçlendirilmeli. Çünkü beklenti yönetimi, politikanın yarısıdır.
Peki bireyler ve yatırımcılar ne yapmalı?
Büyük yatırımcı için mesaj net:Bu dönem “yüksek getiri” değil, risk yönetimi dönemi.
Küçük yatırımcı için ise daha kritik bir süreç:
• Tek bir araca bağlı kalmak yerine dağılım (diversification) şart
• Kısa vadeli spekülatif kazanç arayışı, bu ortamda daha riskli
• TL faizleri yüksekken, risksiz getiri göz ardı edilmemeli
• Altın ve döviz, belirsizlik dönemlerinde hâlâ “denge unsuru”
Ama en önemlisi şu:Bu dönemde en değerli yatırım aracı, soğukkanlılık. Yani spekülatif piyasa hareketlerinde aceleci kararlar almak yerine, piyasayı okuyarak ve değerlendirerek hareket etmek önemli.
Sonuç olarak:Türkiye ekonomisi şu an doğru yolda olabilir.Ama bu yol, ince bir çizgide ilerliyor.
Unutmayalım, başarı, sadece doğru adımları atmakla değil; o adımları toplumun taşıyabileceği hızda atmakla mümkün.
Ve belki de en kritik soru şu:
Ekonomi düzelirken, insanlar bu sürece dayanabilecek mi?
Çünkü bir programın gerçek başarısı, sadece rakamlarda değil;hayatta karşılık bulduğu ölçüde anlam kazanır.
Hepinize umut dolu bir ülke ve mutlu yarınlar diliyorum.
Süheyla Gökçek














