Terazi Kırıldı:
Değerli okurlar merhaba, Ekonomi sayfalarını açtığınızda karşınıza çıkan tablo genellikle iç açıcıdır. “Büyüme hızlandı”, “enflasyon düşüş eğiliminde”, “piyasalarda dengelenme var.” Grafikler yukarıyı gösterir, açıklamalar umut dağıtır.
Ama kapıyı açıp sokağa çıktığınızda bambaşka bir ekonomi konuşulur. Market raflarında, kasap vitrinlerinde, akaryakıt pompalarında yazan rakamlar o parlak tablolarla pek uyuşmaz. Çünkü Türkiye’de son yıllarda yaşanan şey sadece bir enflasyon hikâyesi değil. Daha derin, daha sarsıcı bir mesele var: terazinin ayarı bozuldu.
Bir kefede geçinmeye çalışan milyonlar duruyor.
Öbür kefede ise hayatın konforlu tarafında yaşayan küçük ama güçlü bir kesim.
Ve o terazi artık denge aramıyor; açıkça bir tarafa çökmüş durumda.
Etin Sofradan Sessizce Çekilişi
Bir zamanlar pazar sofralarının vazgeçilmezi olan kırmızı et bugün neredeyse sembolik bir gıdaya dönüştü. Kasap vitrinlerinde dana etinin kilosu 900–1000 lira bandına yerleşmiş durumda. Kıyma bile çoğu aile için “ayda bir alınabilecek” bir ürün hâline geldi.
Beş yıl geriye gidin. Aradaki fark insanın içini ürpertiyor. Et fiyatları yaklaşık 15 kat artmış. Eskiden bir asgari ücretle yaklaşık 73 kilo et alınabilirken bugün bu miktar 48 kiloya düşmüş durumda.
Bu yalnızca bir fiyat artışı değil. Bu, sofradan yavaş yavaş eksilen bir besin kaynağı demek. Daha doğrusu, milyonlarca insanın tabağından çekilen protein hakkı demek.
Rakamlar soğuktur ama anlattıkları hikâye oldukça sıcak:
Bir toplumun yaşam kalitesi sessizce geriliyor. Mazotun Fiyatı Sadece Pompayı Etkilemez
Aynı hikâyeyi akaryakıt istasyonlarında da görmek mümkün. Mazotun litresi 65 lirayı geçmiş durumda. Kamyoncu için bu, her kilometrenin biraz daha pahalıya gelmesi demek. Çiftçi içinse traktörü çalıştırmadan önce iki kez düşünmek demek.
Tarım ekonomisinin değişmeyen bir kuralı vardır:
Mazot pahalıysa sofradaki her şey pahalıdır.
Tarladan çıkan domatesin, markette satılan ekmeğin, pazardaki sebzenin fiyatına o pahalı mazot mutlaka yansır. Yani akaryakıt zammı aslında herkesin mutfağına girer.
İki Ayrı Türkiye
Şimdi gelelim işin en çarpıcı kısmına.
Bugün Türkiye’de milyonlarca insan 28 bin 75 lira olan asgari ücretle yaşamaya çalışıyor.
Kira, faturalar, ulaşım, okul masrafları… Ayın başında yapılan hesap çoğu zaman ayın ortasında dağılıyor. İnsanlar artık “nasıl bir hayat kuracağız?” diye değil, “ayı nasıl tamamlayacağız?” diye düşünüyor.
Ama aynı ülkede başka bir gelir tablosu daha var.
2026 yılı itibarıyla milletvekili maaşları 270–275 bin lira seviyesine ulaşmış durumda. Hem emekli hem vekil olanların aylık geliri ise 450 bin lirayı aşabiliyor. Üstelik bu rakamların içinde yolluklar ve çeşitli ödenekler yok.
Bir tarafta bir vekilin bir aylık kazancı.
Diğer tarafta bir seçmenin neredeyse bir yılda biriktiremeyeceği para.
Bu artık makas değil.
Bu, iki ayrı ekonomik dünya.
Meselenin Adı: Adalet
Dışarıdan bakan biri bu tabloya şaşırabilir. “Bu kadar büyük bir uçurum nasıl sürdürülebiliyor?” diye sorabilir.
Cevap aslında düşündüğümüzden daha basit. İnsanlar zamanla alışıyor.
Enflasyona alışıyor.
Alım gücünün erimesine alışıyor.
Adaletsizliğe bile alışabiliyor.
Ama bir toplum için asıl tehlike tam da burada başlıyor. Çünkü mesele artık sadece ekonomi olmaktan çıkıyor.
Bu, vicdan meselesi. Bu, adalet meselesi.
Sofralar giderek küçülürken kasaların büyümesi, seçenlerle seçilenler arasındaki mesafenin hızla açıldığını gösterir. Ve o mesafe büyüdükçe toplumun en değerli sermayesi aşınır: güven.
Belki bir gün bu terazi yeniden kurulacak.
Belki bir gün seçenler, neden hep aynı tarafın ağır bastığını daha yüksek sesle soracak.
Ama o güne kadar tablo değişmiş görünmüyor.
Kadehleri kaldıranlar yine aynı masada olacak. Hesabı ödeyenler ise yine aynı kalabalık.
Afiyet olsun seçilenlere. Sabır düşsün seçenlerin payına.
Hepinize umut dolu bir ülke ve mutlu yarınlar diliyorum.
Süheyla Gökçek
SMMM/Bağımsız Denetçi














