KUR KORUMALI MEVDUAT (KKM): BİR KRİZ YÖNETİMİ, GİZLİ MALİYETİ
Türkiye ekonomisinin yakın geçmişinde fırtınalı bir dönemeci temsil eden Kur Korumalı Mevduat (KKM), Aralık 2021'de piyasaya sürüldüğünde, hızlı yükselen döviz kurlarına karşı acil bir "ara çözüm" olarak sunulmuştu. Dönemin artan faiz baskısı ve hızla yükselen döviz kuruna karşı, klasik iktisat politikalarının aksine, siyasetçiler farklı bir yol tercih etti. Bu yeni araç, temel olarak vatandaşın TL mevduatını dövizdeki artışa karşı korumayı amaçlıyordu. Eğer döviz kuru, mevduat faizinin üzerinde bir getiri sağlarsa, aradaki farkı Hazine veya Merkez Bankası ödeyecekti.
Bu uygulama, kısa vadede döviz kurundaki yükselişi dizginleyerek bir istikrar algısı yarattı. Seçimlere kadar süren yüksek büyüme ve düşük işsizlik oranlarıyla, KKM'nin yarattığı bu görece istikrar tablosu, pek çok eleştiriyi gölgede bıraktı. Zirve noktasında 3,4 trilyon TL'ye ulaşan KKM bakiyesi, bir dönem ekonominin en önemli kalemlerinden biri haline geldi. Ancak bu tablonun ardında gizlenen büyük bir maliyet vardı.
KKM'nin Gizli Faturası: Kim Ödedi?
"Hazine'ye yük olmadı" söylemleri sıkça duyulsa da, KKM'nin gerçek maliyeti sadece devletin bilançosunda değil, doğrudan toplumun cebinde hissedildi. KKM, aslında gizli bir gelir ve servet aktarımı operasyonuydu. Döviz kurlarını baskılamanın ve bir kesimi döviz riskine karşı korumanın bedeli, toplumun diğer kesimlerine sessizce yayıldı.
Bu bedelin asıl yükünü taşıyanlar ise şunlar oldu:
Emekliler: Maaşları daha ceplerine girmeden eriyen, pazar filelerini yarı yarıya doldurabilen emekliler, yüksek enflasyonun en acımasız kurbanı oldular.
Emekçiler: Her maaş zammının ertesi gün etiketlerde yok olmasıyla, alım güçlerini hızla kaybettiler. Artan maliyetler ve hızlanan enflasyon karşısında, maaşları sürekli geride kaldı.
TL'ye Güvenen Tasarruf Sahipleri: Döviz alımı yapmayan, tasarruflarını Türk Lirası'nda tutan vatandaşlar, sessizce yoksullaştı. KKM'ye katılmayan bu kesim, dolaylı yoldan KKM'nin maliyetini ödemiş oldu.
Sadece Bir "Ara Çözüm"
Seçimlerden sonra, KKM'nin ertelediği sorunlarla yüzleşmek kaçınılmaz hale geldi. Rezervlerin azalması, Hazine'nin artan yükü ve hızlanan enflasyon, yeni ekonomi yönetimini daha geleneksel politikalara yöneltti. KKM uygulaması sona erdi, yeni hesap açılmayacak ve mevcut hesaplar yenilenmeyecek.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, KKM'nin ekonomik rasyonaliteye aykırı bir tasarım olduğu eleştirisi haklı çıkıyor. Bu mekanizma, krizin kapıdan dönmüş gibi görünmesini sağladı, zaman kazandırdı, ama sorunların kökünü çözmek yerine onları daha da derinleştirdi.
KKM'nin hikayesi, ekonomik kriz yönetiminde üretilen "ara çözümlerin" geleceğe nasıl büyük maliyetler bırakabileceğinin önemli bir örneği olarak tarihe geçti. Bu maliyet, devletin muhasebe defterinde "zarar" olarak görünmese de, toplumun kalbinde ve cebinde hissedilen bir kayıp olarak kaydedildi.














