DÜNYA'DA İLK 20'DEYİZ AMA REFAHTA NEREDEYİZ?
Son açıklanan 2024 GSMH sıralaması hepimiz için gurur verici bir tablo çiziyor. Türkiye, dünyanın en büyük 20 ekonomisi arasına adını yazdırmayı başarmış, 17. sıraya yerleşmiş durumda. Bu, hiç şüphesiz ki ekonomik potansiyelimizin ve üretim gücümüzün önemli bir göstergesi. Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var ki, o tablo pek de iç açıcı değil: Kişi başına milli gelir sıralamasında aynı başarıyı gösteremiyoruz. Aksine, listede 67. sıradayız. Bu çarpıcı tezat, üzerinde dikkatle düşünmemiz gereken önemli soruları beraberinde getiriyor.
Evet, ekonomimiz büyüyor, üretimimiz artıyor. Fabrikalarımız çalışıyor, ihracatımız gelişiyor olabilir. Ancak bu büyüklük, vatandaşın cebine ne kadar yansıyor? Refah düzeyi, bu devasa ekonomik pastadan ne kadar pay alabiliyor? İşte asıl sorgulamamız gereken nokta burası.
GSMH sıralamasındaki iddialı konumumuz, nüfusumuzun büyüklüğü ve dinamizmiyle de yakından ilişkili. Kalabalık bir ülkeyiz ve bu durum, toplam üretimde hatırı sayılır bir yer edinmemizi sağlıyor. Ancak bu büyük ekonomik hacim, kişi başına bölündüğünde aynı oranda bir zenginlik yaratmıyor. Sanki büyük bir tencerede pişen yemek, sofradaki kalabalık nedeniyle herkese yetmiyor gibi.
Burada karşımıza çıkan en önemli başlıklardan biri verimlilik ve katma değer. Acaba ürettiğimiz mal ve hizmetlerin katma değeri yeterli mi? Yoksa daha çok emek yoğun, düşük marjlı üretim mi yapıyoruz? Küresel rekabette öne çıkabilmek için teknolojiye, inovasyona ve yüksek katma değerli ürünlere yatırım yapmamız gerekmiyor mu?
Bir diğer kritik nokta ise gelir dağılımındaki adalet. Eğer ekonomik büyümenin meyveleri toplumun geniş kesimlerine eşit bir şekilde dağılmıyorsa, GSMH sıralamasındaki yükselişin vatandaşın günlük yaşamına etkisi sınırlı kalacaktır. Zengin daha zengin olurken, orta ve alt gelir grupları aynı oranda refah artışı yaşayamıyorsa, bu büyüme sürdürülebilir olmaktan uzaklaşabilir.
Uluslararası arenada benzer ekonomik büyüklüğe sahip ülkelerin kişi başına gelir sıralamalarına baktığımızda, aradaki fark daha da belirginleşiyor. Bu durum, ekonomik modelimizi, üretim yapımızı ve sosyal politikalarımızı yeniden gözden geçirmemiz gerektiğinin bir işareti olabilir mi?
Sonuç olarak, 2024 GSMH sıralamasındaki 17.lik gurur verici olsa da, kişi başına gelirdeki 67.lik düşündürücüdür. Büyüklük elbette önemlidir ancak asıl hedef, bu büyüklüğü tüm vatandaşların refahına dönüştürmek olmalıdır. Bunun için daha adil bir gelir dağılımı, yüksek katma değerli üretim, teknoloji odaklı bir ekonomi ve verimlilik artışı gibi yapısal reformlara ihtiyacımız var. Aksi takdirde, büyük bir ekonominin vatandaşı olmak, hak edilen refah düzeyine ulaşmak için yeterli olmayacaktır. Tencere büyük ama önemli olan, içindeki yemeğin herkese yetmesidir.













