HEP SANA YA DA ONA DEĞİL
Paylaşım toplumları ayakta tutan çok kıymetli bir değerdir, davranıştır.
Bireyselciliğin öne çıktığı bir toplumda hiç kimse kazanamaz, herkes kaybeder.
Oysa paylaşımda kaybeden yoktur, herkes bir şekilde maddi manevi faydalanır, kimse dışarda kalmaz.
Aksi taktirde kibir, kıskançlık ve kopuşlar olur.
Bazı öğrenciler genelde ön tarafta oturur, öğretmenin sorduğu her soruya o cevap vermek ister, ayağa kalkar, öne çıkar; öğretmen de hep ona cevap hakkı verir, konuşturur, görüşünü alır.
Oysa biraz arkalarda daha başarılı, bilgili, donanımlı öğrenciler var; ama diğeri gibi öne fırlamıyor, kendini göstermeye çalışmıyor, öğretmenin kendisine sormasını bekliyor; öğretmen de genelde görmez ve sormaz.
Her zaman en yakınındaki ile iletişim kurar.
Oysa, öğretmen aynı havayı tüm sınıfa yaymalı, herkesle iletişim kurmalı, etkileşimi sağlamalı, aidiyet duygusunu pekiştirmelidir.
Yani değer, kıymet paylaşımı yapmalıdır. Bir iki öğrencinin sivrilmesi değil, tüm öğrencilerin aynı düzeye gelmesi için çalışmalıdır.
Seçim sürecinde derneğimize gelen bir belediye başkanına; şimdi dokunacak kadar yakınımdasınız, seçildiğinizde şu etrafınızı saran etten duvardan bir yol bulupta size gene temas edebilecek miyim dediğimde çok şaşırdı, etrafını saran ikbal bekleyenlerden homurtu sesleri duyuldu.
Oysa insanlar yöneticilerine, liderlerine, idarecilerine dokunmak, temas kurmak, bir maruzat bildirmek, belki bir hatıra resmi çektirmek isterler.
Tabi etraflarını saranlardan fırsat bulurlarsa!
Demirel bir kasabadan geçerken, seçim otobüsünden bağırır; 'Kasap Cafer kardeşim, hayırlı işler, nasılsın" der.
Herkes merak eder, Kasap Cafer'i nerden tanıyor Demirel diye.
Oysa Demirel, tabeladan rastgele okumuştur Kasap Cafer'i.
Kasap Cafer bu krediyi epey kullanır. Demirel beni önceden tanıyor, diyaloğum var, istediğim zaman görüşürüm diye.
Mutluluğu, başarıyı, heyecanı, aidiyeti dağıtıp paylaştırmalısınız, velevi ki bu mutluluk; aynı kadraja girmekle olsun.
Marifet iltifata tabi demişler.













