ALTIN YÜKSELİRSE PİYASA CANLANIR MI?
Son günlerde emlak ofislerinde de, oto galerilerinde de aynı cümle yankılanıyor:
"Altın biraz daha yükselsin… Millet bozdurur, ev alır, araba alır; piyasa yeniden şahlanır."
Kulağa hoş geliyor.
Ama ekonomi, kulağa hoş gelen cümlelerle çalışmıyor.
Türkiye'nin bugünkü ekonomik gerçekliğinde altının yükselmesi tek başına piyasayı canlandıracak sihirli bir değnek değildir. Bu söylem, sorunun kaynağını değil, yalnızca görünen yüzünü anlatıyor.
Asıl mesele altının fiyatı değil; güvenin fiyatıdır.
İnsan Matematikle Değil, Hafızasıyla Karar Veriyor
Bugün cebinde 2 milyon liralık altını bulunan yatırımcı, birkaç ay önce aynı altının 2,5 milyon liraya yaklaştığını unutmuş değil.
Bu yüzden satış düğmesine basamıyor.
Çünkü zihninde tek bir rakam var:
"Eski zirveyi görmeden satmam."
Davranışsal finans buna zirve etkisi der.
İnsanlar bugünkü değere değil, geçmişte gördükleri en yüksek değere tutunurlar.
Oysa aynı dönemde almak istediği konutun da, otomobilin de reel fiyatı gerilemiş olabilir.
Yani matematik "al" derken psikoloji "bekle" diyor.
Ve piyasaları çoğu zaman matematik değil, psikoloji kilitliyor.
Asıl Duvar Altın Değil, Kredi
Farz edelim altın yeni rekorlar kırdı.
Yatırımcı satış yaptı.
Peki sonra?
Elindeki 3 milyon lirayla 6 milyon liralık evi nasıl alacak?
Kapısını çaldığı banka yüksek faiz çıkarıyor.
Kredi limiti yetersiz kalıyor.
Aylık taksitler gelirinin üzerine çıkıyor.
İşte bütün hikâye burada bitiyor.
Çünkü bugün Türkiye'de sorun peşinat eksikliği değil; finansmana erişim sorunudur.
Altın yükselince insanların cebindeki peşinat büyüyor.
Ama kredi kapısı kapalıysa o peşinat tek başına hiçbir işe yaramıyor.
Motoru olmayan otomobil neyse, kredisiz konut piyasası da odur.
Yeni Türkiye'nin Yeni Yatırımcısı
Eskiden yatırımcı sadece fiyat artışına bakardı.
Bugün ise hesap makinesiyle hareket ediyor.
Faizi hesaplıyor.
Enflasyonu hesaplıyor.
Vergiyi hesaplıyor.
Kur riskini hesaplıyor.
Likiditeyi hesaplıyor.
Alternatif getiriyi hesaplıyor.
Çünkü para artık eskisi kadar ucuz değil.
Yanlış yatırım yapmanın bedeli de eskisine göre çok daha ağır.
Bu nedenle piyasa durmuş değil.
Sadece hayal satanların değil, hesap yapanların piyasasına dönüşüyor.
Gerçek Motor Güvendir
Altın değer kazanabilir.
Dolar düşebilir.
Borsa yükselebilir.
Ama güven yükselmiyorsa ekonomi tam kapasite çalışamaz.
Çünkü insanlar sadece bugünkü gelirlerine göre değil, yarın ne yaşayacaklarına dair beklentilerine göre harcama yaparlar.
Geleceğinden emin olmayan vatandaş, cebindeki serveti harcamaz.
Bekletir.
Korur.
Gerekirse yıllarca dokunmaz.
İşte bu yüzden ekonomiler güvenle büyür; yalnızca fiyat artışlarıyla değil.
Son Söz
Altının yükselmesini piyasanın kurtuluş reçetesi gibi sunmak, yüksek ateşi olan hastaya yalnızca termometreyi değiştirmeyi önermeye benzer.
Sorun termometrede değildir.
Sorun ateşi çıkaran hastalıktadır.
Türkiye ekonomisinin bugün ihtiyaç duyduğu şey yalnızca yükselen altın fiyatları değildir.
Daha erişilebilir kredi…
Daha düşük finansman maliyetleri…
Daha güçlü reel gelir…
Ve hepsinden önemlisi, geleceğe duyulan sarsılmaz güven…
Bunlar olmadan altın rekor kırsa da piyasa yalnızca kısa süreli heyecan yaşar.
Çünkü ekonomide kalıcı canlılığı sağlayan şey servetin büyüklüğü değil, o servetin cesaretle harekete geçmesini sağlayan iklimdir.
Altın tek başına piyasayı uçurmaz.
Güven uçurur.
Kredi uçurur.
Öngörülebilirlik uçurur.
Ekonominin motoru kasadaki altın değil, insanların yarına duyduğu inançtır.
















